IP ve İplik Aynı Şey mi? Bir Kelimenin İçimde Açtığı Koca Boşluk
Bugün Motevo sayfasında “IP ve iplik aynı şey mi” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
Kayseri’de kış akşamlarının başka bir ağırlığı oluyor. İnsan burada büyüyünce sessizliğin sesini tanıyor. Hele akşam saatlerinde, camın dışındaki ayaz ince ince sokak lambalarına vururken evin içinde bir çayın buharını izlemek bile bazen insanın canını acıtıyor.
Ben bunu geçen yıl çok daha iyi anladım.
Çünkü bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük olaylar olmuyor. Küçücük bir kelime bile bütün duygularını yerinden oynatabiliyor.
“IP ve iplik aynı şey mi?”
İlk duyduğumda saçma gelmişti. Hatta istemsizce gülmüştüm. Ama şimdi dönüp bakınca o cümlenin içinde yalnızlık, yanlış anlaşılma ve eksik kalmış bir hikâye görüyorum.
Bir Kafenin Cam Kenarında Başlayan Hikâye
O gün Forum Kayseri’nin yakınındaki küçük kafelerden birindeydim. Hava buz gibiydi. Ben yine her zamanki gibi yanımda defterimi taşımıştım. İnsanlar telefonlarına not alıyor ama ben hâlâ kalemle yazınca rahatlayanlardanım.
Garsona ikinci kahveyi söylediğim sırada telefonum titredi.
Mesaj ondan gelmişti.
Üç ay boyunca neredeyse her gün konuştuğum kişiden.
Bazı insanlar hayatına sessiz giriyor. Ne zaman alıştığını fark etmiyorsun. Sonra bir gün yoklukları odanın ortasında duran dev bir eşya gibi oluyor.
Mesaj kısa ve tuhaftı:
“IP ve iplik aynı şey mi ya?”
İlk başta anlamadım. Gerçekten anlamadım. Ekrana birkaç saniye boş boş baktım. Sonra güldüm.
“Ne alaka?” diye yazdım.
Beş dakika cevap gelmedi.
On dakika geçti.
Sonra şunu yazdı:
“Bilmiyorum, kafam çok dolu bugün.”
İşte o an içimde garip bir şey oldu.
Çünkü bazı insanlar saçma sorular sormaz. Yardım çağrısı yollar.
İnsanların Gerçek Derdini Hep Geç Anlıyorum
Bu benim kötü huyum galiba.
İnsanların cümlelerini değil, susuşlarını dinlemeyi hep geç öğreniyorum.
O gün de öyle oldu.
Sonradan öğrendim ki o mesajı atmadan önce saatlerce ağlamış. Evde annesiyle tartışmış. İş bulamıyormuş. Kendini başarısız hissediyormuş.
Ve beyninin içi o kadar dolmuş ki “IP” kelimesiyle “iplik” birbirine karışmış.
Komik gibi geliyor olabilir ama bana hiç komik gelmedi.
Çünkü insan bazen gerçekten yorulunca kelimeleri bile taşıyamıyor.
Kelimelerin Birbirine Karıştığı Zamanlar
Ben de yaşadım bunu.
Bir dönem o kadar kötü hissediyordum ki markette kasiyere “iyi akşamlar” diyecekken “afiyet olsun” demiştim. Eve yürürken utançtan kulaklarım yanmıştı.
Ama mesele utanç değildi aslında.
Mesele insanın zihninin yorgunluğu.
Kayseri’de hayat dışarıdan sakin görünür. İnsanlar düzenlidir. Çalışır. Evine gider. Çok şikâyet etmez. Ama kimsenin içinde ne fırtına döndüğünü bilmiyorsun.
Ben bunu o mesajdan sonra daha iyi anladım.
“IP ve iplik aynı şey mi?”
Hayır, değil.
Ama bazen insanın içindeki dağınıklık bütün kelimeleri aynı şeye dönüştürüyor.
Babamın Terzi Dükkânındaki Sessizlik
Bu olaydan birkaç gün sonra babamın eski dükkânına gittim.
Babam yıllarca terzilik yaptı. Çocukken dükkândaki iplik raflarına bakmayı çok severdim. Her renk vardı. Kırmızı, lacivert, gri, beyaz…
İnsan küçükken iplikleri önemsiz sanıyor.
Meğer hayat da biraz öyleymiş.
Kopunca fark ediyorsun değerini.
Babam o gün eski bir ceketin söküğünü dikiyordu. Sessizce yanına oturdum.
“Ne düşünüyorsun?” dedi.
“Bir şey yok,” dedim.
Yalan söyledim.
Çünkü kafamın içinde hâlâ aynı cümle dönüyordu.
IP ve iplik aynı şey mi?
Bir tarafta teknoloji çağının soğuk kısaltmaları…
Öbür tarafta babamın elindeki gerçek iplik…
Bir anda tuhaf bir şey fark ettim.
Biz artık her şeyi bağlamaya çalışıyoruz ama hiçbir şeye gerçekten bağlı hissetmiyoruz.
İnternet bizi birbirimize yakınlaştırdı deniyor ya…
Bazen tam tersini düşünüyorum.
Mesajlaşırken Yakınlaşıp Gerçekte Uzaklaşmak
Onunla günlerce konuştuk.
Sabahlara kadar.
Müziklerden…
Çocukluk travmalarından…
Korkularımızdan…
Hayal ettiğimiz şehirlerden…
Ama şimdi dönüp bakınca şunu fark ediyorum:
Biz birbirimize gerçekten dokunmadık.
Sadece ekranlardan geçtik.
Bir insanın sesini duymadan ona alışmak çok garip bir şey.
Modern hayat biraz buna dönüştü.
İnsanlar birbirine “online” oluyor ama gerçekten ulaşamıyor.
Belki de bu yüzden o mesaj beni bu kadar sarstı.
Çünkü o cümlede yardım isteyen bir insan vardı.
Ve ben ilk anda sadece saçma bir soru gördüm.
Geç Kalmanın Acısı
İki hafta sonra konuşmalarımız azaldı.
Sonra tamamen bitti.
Ne büyük kavga oldu ne dramatik bir ayrılık.
Sadece yavaşça sustuk.
Bazı insanlar hayatından gürültüyle çıkmıyor. Sessizce eksiliyor.
İşte en çok o koyuyor.
Bir gece yine mesaj kutusunu açtım. Eski konuşmaları okudum. O cümleye tekrar geldim:
“IP ve iplik aynı şey mi?”
Bu sefer ağladım.
Çünkü artık ne demek istediğini anlıyordum.
İnsan bazen “iyi değilim” diyemiyor.
Onun yerine saçma görünen cümlelerin arkasına saklanıyor.
Kayseri Geceleri ve İnsanların İçindeki Boşluk
Kayseri’nin geceleri insanı düşünmeye zorluyor.
Özellikle tramvaydan inip eve yürürken.
Hava soğuk oluyor.
Sokaklar sessiz oluyor.
Ve insan kendi iç sesinden kaçamıyor.
O dönem günlük tutmaya daha çok başladım.
Bazı geceler üç sayfa boyunca sadece duygularımı yazıyordum. Çünkü içimde biriken şeyleri başka türlü taşıyamıyordum.
Şunu fark ettim:
İnsan anlaşılmadığında küçülüyor.
Gerçekten küçülüyor.
Bir odada yer kaplıyor ama ruhu daralıyor.
Belki de bu yüzden insanlar sürekli sosyal medyada bağırıyor. Herkes görünmek istiyor. Çünkü kimse gerçekten duyulduğunu hissetmiyor.
IP Başka, İplik Başka… Ama İnsan Kalbi Hepsini Karıştırıyor
Mantıksal olarak bakınca cevap basit.
IP başka şey.
İplik başka şey.
Biri teknolojiyle ilgili bir kavram.
Diğeri kumaşı bir arada tutan ince bir bağ.
Ama duygusal olarak bakınca işler değişiyor.
Çünkü insan zihni bazen her şeyi birbirine dolaştırıyor.
Korkuyla umudu…
Öfkeyle sevgiyi…
Gitmekle kalmak arasındaki çizgiyi…
Ben bunu geçen yıl çok ağır öğrendim.
Annemin Dediği Bir Şey Hâlâ Aklımda
Bir akşam mutfakta otururken annem bana şunu dedi:
“İnsan en çok içindekini söyleyemeyince yorulur.”
O kadar doğru ki.
Bazı insanlar sinirli görünür ama aslında kırgındır.
Bazıları sürekli güler ama geceleri uyuyamaz.
Bazıları da saçma sorular sorar çünkü gerçek derdini anlatacak gücü kalmamıştır.
Bugün Hâlâ O Mesajı Silmedim
Telefonumda duruyor.
Arada açıp bakıyorum.
Belki garip ama bazı mesajlar insana ayna oluyor.
O cümle bana şunu öğretti:
İnsanları hemen yargılamamak gerekiyor.
Çünkü herkes görünmeyen bir savaş veriyor.
Kafası karışık insanlar tembel değil.
Yorgun insanlar başarısız değil.
Sessizleşen insanlar duygusuz değil.
Bazen sadece içlerindeki düğüm çözülmüyor.
Tıpkı birbirine dolanmış iplikler gibi.
Hayat Bazen Bir Yumak Gibi
Babamın dükkânındaki iplikleri düşündükçe bunu daha iyi anlıyorum.
Bir iplik tek başına incecik.
Ama doğru yere bağlanınca bir şeyi ayakta tutabiliyor.
İnsan ilişkileri de öyle galiba.
Bir mesaj…
Bir cümle…
Bir ses tonu…
Bazen küçücük şeyler insanı hayatta tutuyor.
Ama tam tersi de oluyor.
Küçücük bir ilgisizlik bile insanın içine koca bir boşluk açabiliyor.
Sonunda Şunu Anladım
“IP ve iplik aynı şey mi?” sorusunun cevabı teknik olarak hayır.
Ama hayat teknik cevaplardan ibaret değil.
Çünkü bazen insanlar bilgi istemiyor.
Anlaşılmak istiyor.
Ve ben bunu çok geç fark ettim.
Şimdi biri bana saçma görünen bir şey söylediğinde hemen gülmüyorum artık. Önce duruyorum. Dinliyorum. Çünkü belki de o cümlenin altında kırılmış bir kalp vardır.
Kayseri’nin soğuk akşamlarında öğrendiğim en ağır şey buydu sanırım:
İnsan bazen derdini doğrudan anlatamaz.
Onun yerine kelimeleri birbirine dolaştırır.
Ve biri çıkıp o düğümü sabırla çözsün ister.
Bu yazımızın sonunda sizi yalnız bırakmıyoruz; “IP ve iplik aynı şey mi” hakkında aklınıza takılan her şeyi Motevo üzerinden sorabilirsiniz.