Dişine Göre Değil: Güç İlişkileri ve Toplumsal Düzenin Siyasal Yansıması
Siyasetin temelini oluşturan güç, bazen en temel sosyal ilişkilere kadar iner. İnsanlar, günlük hayatlarında sayısız iktidar ilişkisinin parçasıdırlar. Bir başka deyişle, etrafımızdaki düzen ve ilişkiler, bize “dişine göre değil” diyen bir dünyayı sunar. Peki, “dişine göre değil” ifadesi siyasal düzlemde ne anlama gelir? İktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi gibi kavramlarla ele alındığında, bu basit ifade, aslında bir tür toplumsal dışlanma ve eşitsizlik ifadesi olarak karşımıza çıkar.
Bireylerin taleplerine ve haklarına ne kadar eşit cevap verildiği, bir toplumda meşruiyetin nasıl kurulduğu ve güç yapılarına hangi ideolojik perspektifin hakim olduğu, demokrasinin varlığı ve işleyişiyle doğrudan ilişkilidir. Toplumda birçok kişi için “dişine göre” olmayan bir düzenin ortaya çıkması, egemen güçlerin ve kurumların ideolojik etkilerinin, halkın çoğunluğunun taleplerine karşı nasıl şekillendiğini gösterir. Bu yazıda, “dişine göre değil” ifadesinin siyasal analizini yapacak ve bu kavramın toplumsal yapılar, iktidar ilişkileri ve demokrasinin işleyişi üzerindeki etkilerini tartışacağız.
Toplumsal Düzen ve Güç İlişkileri
“Di̇şine göre değil” ifadesi, bir kişinin veya grubun mevcut düzenle uyumsuz olmasını, sistemin onlara uygun davranmadığını belirtir. Bu ifade, toplumsal hiyerarşide her zaman “yukarıda” olan bir grubun, “aşağıda” bulunanlara uyguladığı güç ilişkisini de ima eder. Günümüz siyasetinde bu türden bir dışlanma ve toplumsal uyumsuzluk, güç dinamiklerinin çok derinleşmiş olduğunu gösterir. Bir toplumsal yapının “dişine göre değil” denilen kesimleri, aslında genellikle mevcut gücün meşruiyeti hakkında sorular ortaya atar.
Foucault’nun güç teorisini ele alacak olursak, güç sadece üstten alta doğru aktarılan bir olgu değil; aynı zamanda alt sınıfların direnişlerinin de şekillendirdiği bir ilişkidir. Güç, her sosyal ilişkide mevcut olup, görünmeyen ve bazen fark edilmeyen yapıların etkisiyle toplumun her alanına nüfuz eder. Günümüzde, ideolojik egemenlik, geleneksel güç yapılarını dönüştürse de, toplumsal hiyerarşilerin varlığı “dişine göre” olmayanlar için sürekli bir sorun teşkil etmektedir.
Kurumsal Güç ve Toplumsal Katılım
Demokrasinin temel taşlarından biri, halkın yönetime katılımıdır. Ancak, her bireyin ve grubun katılımı eşit değildir. Bu eşitsizlik, yalnızca ekonomik ya da kültürel faktörlerden kaynaklanmaz; aynı zamanda hukuki, idari ve siyasi yapılar da bu eşitsizliği pekiştirir. Özellikle gelişmekte olan demokrasilerde, “dişine göre değil” demek, bu kurumsal engellerin, toplumun belirli kesimlerinin politika ve karar alma süreçlerinden dışlanması anlamına gelir.
Siyasi katılım, yalnızca oy kullanmakla sınırlı değildir. Hukukun üstünlüğü, toplumun her bireyine eşit haklar ve fırsatlar sunar. Ancak, çoğu zaman bu haklar fiilen engellenir. Örneğin, seçimler, yalnızca zengin ve güçlü sınıfların lehine işleyen sistemlere dönüşebilir. “Dişine göre değil” diyebileceğimiz bu gruplar, seslerini duyurmakta zorlanır, hakları ellerinden alınır. Hükümetler ve siyasi partiler, ekonomik çıkarlarını pekiştirmek için halkı manipüle eder ve bazı grupların sesini kısar.
İdeolojiler ve Meşruiyet
Bir toplumun ideolojik yapısı, egemen güçlerin meşruiyetini belirler. Hegemonya teorisine göre, toplumsal düzenin sürdürülmesi için egemen sınıf, ideolojik baskı yoluyla alt sınıfların çıkarlarını kendi çıkarlarıyla uyumlu hale getirir. Burada önemli olan, bu ideolojilerin toplumun geniş kesimlerine “dişine göre değil” diyen bir şekilde yansıtılmasıdır. Söz konusu ideolojiler, sadece hükümetin veya egemen sınıfın çıkarlarını savunmakla kalmaz; aynı zamanda halkın bu durumu kabullenmesini sağlayacak araçlar yaratır.
Marx, ideolojilerin sınıfsal bir işlev gördüğünü savunur. Burada, “dişine göre değil” demek, bu ideolojilerin sadece belirli sınıfların egemenliğini güçlendirdiği ve toplumsal eşitsizliği pekiştirdiği anlamına gelir. Toplumun en alt sınıfları, genellikle “dişine göre” bir temsil görmeyen, sorunlarını dile getiremeyen kesimlerdir. Bu kesimlerin talepleri, çoğunlukla ideolojik baskılarla bastırılır. Örneğin, sosyalist ideolojilerin savunduğu işçi hakları veya feminizmin öne çıkardığı toplumsal cinsiyet eşitliği gibi talepler, genellikle baskılanmış ve çoğu zaman “dişine göre” olmayan gruplar tarafından ifade edilmiştir.
Demokrasi ve Katılımın Önündeki Engeller
Demokrasinin temelinde, halkın yönetime katılımı ve eşit haklar yer alır. Ancak, bu katılım her zaman eşit değildir. Katılımın önündeki engeller, toplumsal cinsiyet, etnik köken, din, ekonomik durum gibi faktörlerden beslenir. Hükümetler, çeşitli grupların katılımını sınırlayarak meşruiyetlerini korumaya çalışabilirler. Özellikle gelişen dünyada, bazı demokratik toplumlar, halkı sadece belirli sınırlar içinde katılım göstermeye zorlar. Burada “dişine göre değil” denilen insanlar, demokrasiye gerçek anlamda katılamazlar.
Bir örnek üzerinden gitmek gerekirse, bazı gelişmiş ülkelerde azınlıkların temsilinin sınırlı olması, bu azınlıkların seslerini duyuramadığı anlamına gelir. Bu durum, toplumun önemli kesimlerinin dışlanması ve dolayısıyla “dişine göre değil” hissiyatının güçlenmesine yol açar. Bu noktada demokrasi, sadece bir seçim aracı değil, aynı zamanda bütüncül bir toplumsal katılımın, eşitliğin ve hakkaniyetin sağlanmasını da gerektirir.
Sonuç: Toplumsal Adalet ve Güç İlişkileri Üzerine Düşünceler
“Di̇şine göre değil” ifadesi, bir toplumdaki gücün nasıl dağıldığını ve hangi kesimlerin dışlandığını çok net bir şekilde ifade eder. Bu ifadeyi kullanmak, yalnızca bir kelime oyunu değildir; aynı zamanda, toplumdaki eşitsizliklerin, dışlanmanın ve baskıların bir yansımasıdır. Toplumlar, farklı grupların güç ilişkileri içinde nasıl var olduklarını, katılımlarını nasıl sınırladıklarını ve ideolojik baskıların nasıl uygulandığını gösteren canlı bir örnektir.
Peki, bu noktada siz nasıl bir toplumda yaşamak istersiniz? İktidar, kurumlar ve ideolojilerin etkisi altında kalmadan, toplumun her bireyi eşit haklarla, adaletle ve katılımla bir arada yaşamalı mı? Toplumsal katılımın ve meşruiyetin önündeki engelleri nasıl aşabiliriz?